Bağırsak Sağlığı ve Yoga 2

 

    • Geçen gün bağırsak sağlığı ve yoga ile bağlantılı kısa bir paylaşımda bulunmuştum. Arkaya rahat eğilemediğim bende belirgindir.
    • Bunun ana sebebi o bölgedeki geçici rahatsızlıktır hatta ödem var, şiş çevresi ki ben hem hissedebiliyor hem de görebiliyorum.
    • Taç çakrada enerji fazla akıyor, ayaklarınız yerden kesilmiş ve gerçek hayattan uzaklaşıp kendinizi ruhlar aleminde buluyorsanız dünya ile bağınız kopmaya başlamıştır ve başınıza her geleni bir kalıba sokmaya çalışabilirsiniz. İşte tehlike! Bu yüzden DİKKAT!
    • Yogada havada kalan ezber bilgiyle ilerlerseniz size arkaya eğilmeler geçmişle ilgili derler. Yani geçmişte başa çıkamadığın sorunlar!! Tabii bu, sorunlardan kaçmak için oldukça güzel bir kalıptır ve sorumluluk atılır. Başa çıktığını sanıp daha da delirenler olabiliyor ve bu çok üzücü!
    • Arkaya eğilmelerim kısıtlı ve zorlayıcıyken midemi de bulandırıyordu, başımı da döndürüyordu (baş dönmesi sebebi farklı olabilir, bir ara yazarım) fakat şimdilerde azalmaya başladı.
    • Yoga delirtisine kapılsaydım geçmişimin midemi bulandırıyor düşüncesiyle zihnimi iyice bulandırabilirdim.
    • Çoğu kez besin çıkışlı ve çevresel olumsuzluklarla adını ve sebebini bulamadığımız rahatsızlıklar yaşayabiliyoruz ki çok şaşılacak bir durum da değil. Bu durumda salgıları bozduğu için kişi depresyonda olmadan öyle hissedebilir.
    • Tam tersi de ne yazık ki mümkün. “Overthinking” denilen ve bir veya birkaç konuyu fazlaca düşünüp ilerlememize engel oluyorsak, bu da salgıları bozar mutsuz ve hayata karşı isteksiz hissedebiliriz, harekete geçmenin iyi geleceğini bilsek de o an geçemeyiz ve hayat akıp gider, yaş ilerler.
    • Düşünmek iyi ama aynı konuyu sürekli düşünmek sağlıksız.
    • Beslenmek şart ama sana iyi gelenle beslenmek sağlıklı.
    • Çevresel faktörler etkili bu yüzden doğa ile buluşmak sağlıklı.
    • Aklınızın zihninizden ayrılmadığı güzel bir hafta sonu olsun!
  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

 

 

 

Bağırsak Sağlığı ve Yoga 1

 

  • Bağırsak sağlığı için Yoga kesinlikle destekleyicidir.
  • Fakat bağırsaktaki rahatsızlıkların derecesine ve durumuna göre hareketler seçmek ve hizayı iyi ayarlamak gerekir. Bunu bilinçsizce ve bilgisizce kulaktan duyma bilgilerle yapmak doğru değildir.
  • Örneğin kişide ameliyat hali yok ise lateral fleksiyon denilen gövdeyi yana eğmek ve özellikle sol tarafa daha fazla esnetmek oldukça iyi gelir. Hatta genel sindirim sorunlarında bile iyi gelir ve kişiyi rahatlatır. Özellikle de duvar destekli yapıldığında.
  • Arkaya eğilmek belli bir derecede uygundur ama bağırsak rahatsızlığından dolayı zaten kişi kapasitesinin altında geriye doğru esner çünkü rahatsızlık buna izin vermez.
  • Tabii bu kısa bilgiler havada kalıyor ama sebepleriyle açıklayacak kadar bir alan ne yazık ki yok burada.
  • En değerlisi kendimizi bilip o an bedenimizin izin verdiği çerçevede hareket etmektir, onu zorlamamaktır.
  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

Romatizma Ağrısı ve Fasya


  • Hareket deyince aklımıza hemen iskelet sistemi ve ona bağlı olarak kaslar, eklemler ve kemikler gelir ama hareket etme işbiriliği ile gerçekleşir.
  • Kaslar, kemikler ve bedenimizdeki diğer tüm yapılar birbirine mecburdur.
  • İçimizdeki yapıları birbirine bağlayan dokular çok önemlidir, hepsinin üst kavramı fasyadır.
  • Kulağımıza en tanıdık gelen dokuların başında ise tendon ve ligamentler gelir.
  • İkisi de eklem yerlerine yakınlıkları ile bilinirler demek ki eklemlere yakın yerlerde fasya dokusu daha yoğun dersek yanlış olmaz.
  • Bazı iltihaplar özellikle kişinin ihtiyaç duymadığı beslenme yönünde olursa fasyaya doku hücrelerine yerleşir.
  • Fasya dokusu da ekleme yakın yoğun artış gösterdiğinden sebepsiz eklem ağrılarının sebebini belki de yanlış beslenmededir.
  • Romatizmal rahatsızlıkarda genetik demek en kolay kaçış oluyor ama genlerimizin kontorlü de bizdedir.
  • Biz bütünsel sağlığımıza özen göstermediğimiz sürece genetik de kimseyi kurtaramaz.
  • Ailede romatizma olabilir ama onu tetikleyen besinleri bulup hayatımızdan çıkarttığımızda genetiğimiz tetiklenmeyebilir.
  • Unutmayın iltihaplar gökten düşmez, bağırsak duvarının hediyesidir.
  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

 

Ketojenik Beslenme Kime Göre İyi?

 

  • Son birkaç gündür karşıma sürekli ketojenik beslenme ile ilgili reklamlar çıkıyor dolayısıyla fikrimi yazmaya karar verdim.herkes istediğini yapsın diyerek başlıyorum…
  • Sen de kimsin hekim değilsin, beslenme uzmanı değilsin de yazıyorsan derseniz hiç okumayın.
  • Özellikle Yoga yapmaya başlayan insanlarda da bir sağlıklı beslenme hastalığı başlıyor.
  • Bu hastalığın tanımı bana göre…kulaktan duyma bilgileri benimseyerek, araştırmadan ve kendi sağlık durumunu göz önünde bulundurmadan kendine uygun olduğunu düşünerek beslenmektir.
  • Beslenme kişiye has bir durumdur.
  • Ketojenik beslenme zaten uzun süre yapıldığında ürik asit değerini yükselteceği ortadadır.
  • Ürik asit yükselince gut hastalığına davet çıkar.
  • Genetik olarak dolaşım bozukluklarına yatkınsanız, ailede benzer rahatsızlıklar taşıyan varsa bu tür bir beslenme size iyi gelmeyebilir.
  • Hatırladığım kadarıyla böyle bir durumda proteinlerden daha az zararlı olanlar süt ve sütü ürünleri ile yumurtaydı ve ufak balık daha zararlıyken büyük balık zararlı olsa da küçük balığa kıyasen daha az zararlı diye hatırlıyorum…
  • Şimdi bunlara da inanmayın. Size vesile olsun, merakınız uyandıysa açıp okuyun araştırın, her okuduğunuza da inanmayın.
  • Sağlık durumunda bir sıkıntı yoksa istediğinizi yiyip için.
  • Sağlıklı bedeninizi gereksiz denemelerle hasta etmeyin.
  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

 

Ruh Sağlığı ve Hayat

 

  • Sağlığımızdan olana kadar çalışıp para kazanıp, hayatı kaliteli (ne demekse ) yaşamaya odaklıyız. O kadar insan ötesi çabayla çalışınca sağlığımızdan oluyoruz. Sonra rahat yaşamak için kazandığımız ama aynı zamanda sağlığımıza mal olan parayı sağlık kurumlarına harcayarak sağlığımızı geri kazanmaya çalışıyoruz. Aslında arada yaşanan zorluklar sıfırlanıyor, zamanı ve enerjimizi boşa harcıyoruz. Yıpranmadan çalışırsak, çalışmaktan dolayı sağlımızı zaten kaybetmeyiz sanki
  • Hizmet etmeyi, verimli olmayı, yaşam kalitesini vb. zaten çalışma şekliyle ölçmek bence oldukça saçma, kısıtlı bakılmamalı ama hep bir başarılı olma baskısı var. Başarı kime ve neye göre belirleniyor acaba? O kadar saçma ki! Kişinin kendi hayatını dengede yaşayabilme yeteneği en büyük başarısı değil midir? Kendimize faydamız yokken kime faydamız dokunabilir ki…?
  • Günümüzün modası spiritüel olmak. Çoğunluk sağdan soldan okuyup duyduklarıyla çakma Mevlana olma yolunda. Karşındakine anlattığını sanıp asıl tekrarla kendi kafasına sokmaya çalıştığına dair farkındalık da eksik kalabiliyor.
  • Aslında spiritüel olmak ruha iyi geleni yapınca kendiliğinden gelişen bir özelliktir. Kişi daima kendi içindeki gerçeğiyle yüzyüzedir, dışarı genelde farklı yansıyabilir. ,-mış gibi davranıp kendimize güzel maskeler takıyor olabiliriz. İyi gelen bu ise yap tabii kime ne zaten!
  • Herkesin kendi yolu ve zamanı var o yüzden yargılamak güzel birşey değil ama şunu hatırlamakta da fayda var….SEN RUHUNA İYİ GELENİ YAPMIYORSAN, KİMSE SENİN RUHUNA DOKUNAMAZ.
  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

Cildin Genç Mi?

 

  • Bugün de cildimizin yaşıyla ilgil bir test paylaşmak istiyorum…
  • Cildimiz aslında cildin tam altında yer alan yüzeysel fasya dokusunu ve onun içindeki ve altındaki yapılarımızı korumak için vardır.
  • Hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama cildimiz olmasaydı Zombi’ye benzeyebilirdik, kanımız, suyumuz büyük ihtimalle dışarı akardı🤪.
  • Fasyamız artık altıncı duyu organımız olarak kabul görüyor. İçindeki sinir reseptörleri sayesinde ısı, ürperti vb. hissiyatlar aktarılır.
  • Ayrıca cildimiz yaklaşık 10 kilodur.
  • Gelelim cildimizin ne kadar genç olduğuna dair teste…
  • Başparmak ve işaret parmağınızın yardımıyla el tarağınıza cimdik atar gibi cildinizi yukarıya doğru çekin,10’a kadar sayın ve bırakın.
  • Cildiniz tekrar eski, düz görünümüne kavuşana kadar saniyeleri tutun ve cilt yaşınız ortaya çıksın.
  • 1 saniyeye kadar cilt eski halini alıyorsa biyolojik yaş 20’lerde.
  • 1-2 saniyeye kadar cilt eski halini alıyorsa biyolojik yaş 30’larda.
  • 3 saniye sürüyorsa cildin eski halini alması biyolojik yaş 40’larda.
  • 4 saniye sürüyorsa cildin eski halini alması biyolojik yaş 50’lerde.
  • 5 saniye sürüyorsa cildin eski halini alması biyolojik yaş 60’larda.
  • Cildinize iyi bakmak için yapabileceğiniz en güzel şeyler…bol su içmek, kaliteli uyku uyumak, hareket etmek

Bilgi www.glueckspost.ch

  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

Yoga ve Sabır

 

  • Çoğu zaman kalbimizden geçenlerin hemen olmasını isteriz… ama sabır ister, o da kalbin işidir.
  • Sabır uzunca beklemek de değildir aslında beklentide olduğumuzu kabul etmesek de beklerken sergilediğimiz tavırdır, sessizliğin içindeki kalpten gelen sevgi ve saygıdır.
  • Kalbin ağırlaştığında sabrın tükenmeye başlar, sessizliğinde kaldığın için kimse bu hali anlamaz çünkü içinde yaşadığın içinde kalır ama ruhun yorulmuştur ve sadece bırakıp gidersin ama hala oradasın sanılır.
  • Hayatta sabır kalpten uzaklaşınca, yoga pozuna da sabrın kalması çok mümkün olmaz çünkü hayatta yaşadıklarımızla matta sergilediğimiz tavırlar benzerdir.
  • Birine sabretmek AŞK
  • Kendine sabretmek UMUT
  • Yaradana sabretmek İNANÇ

 

  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

Biyolojik Yaşını Biliyor Musun?

 

  • Biyolojik yaşımızı anlamak için testler vardır, doğru mu bilmiyorum ama oldukça eğlenceliler.
  • Esneklik, denge vb. göre beden yaşı ortaya çıkıyor.
  • Biyolojik yaşlanma 24 yaş ile başlar ve ilerledikçe, örneğin eklem sıvısında azalma olduğundan (eskiyoruz!) eklem dönüş açıları azalır, esnekliğimiz azalır veya kısıtlanır.
  • Esneklik testi için…
  • Testi bilir kişiler öğleden sonra yapmamızı tavsiye ediyorlar ki beden biraz hareket etmiş ve ısınmış olsun.
  • Ayaklar birbirine paralel, bacakların arkası gergin öne eğilmeye başlayın (ama yogadaki gibi leğen kemiğinden değil, kendinizi öne doğru sarkıtın).
  • Avuç içleri yere değiyorsa biyolojik yaş 20’lerde.
  • Parmak uçları yere değiyorsa biyolojik yaş 30’larda.
  • Eller yerden 5 cm. yukarıdaysa biyolojik yaş 40’larda.
  • Eller yerden 15 cm. yukarıdaysa biyolojik yaş 50’lerde.
  • Eller yerden 25 cm. yukarıdaysa biyolojik yaş 60’larda ve kısıtlı olmaktan ağrılar baş gösterebilir.
  • Her zaman dediğim gibi hangi bedensel egzersizi yaptığınız çok da önemli olmuyor ama mutlaka hareket edin!

 

  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

Baş Duruşu ve Boyun Hassasiyeti

 

  • Yogada en çok yapılmak istenenen pozlardan biri sanki baş duruşlarıdır. Nasıl yapılabileceğine dair dolu bilgi vardır diye tahmin ediyorum fakat boyun rahatsızlıklarında acaba yapılabilir mi?
  • Temelde en dikkat edilmesi gereken nedir? Aslında dikkat edilmesi gereken birçok birleşen vardır ama kısaca şunları sıralasam yanlış olmaz.
  • Boyun fıtığı olan biri bile doğru teknikli bir destekle baş duruşu yapabilir. Ne diye sorarsanız burası bunu anlatmam için yeterli satıra sahip değil.
  • Baş duruşu için bedenin arka kısmı (bacak,kalça,omurga) belli bir esneklikte olmalı. Eğer değilse ayaklar yüzünüze doğru yürürken boyun bir noktada sıkışmaya başlar ve bunun olmaması gerekir.
  • Bacakları kontrolsüz sıçratmamak gerekir, her sıçrayış boyuna baskı yapacaktır.
  • Bazen de kişinin boynunda bir sorun yoktur fakat dersi yöneten kişi yapma boynunu sıkıştırıyorsun der. İşte buna katılmıyorum, böyle bir durumda kemik orantılarına bakmakta fayda vardır.
  • Genelde boynunu arkaya atma kapasitesi (ekstansyon) yüksek olan kişilerin alt kollarını ve başın tepesini yere getirince kemiklerin doğal duruşundan dolayı başını sıkıştırıyormuş gibi bir hal alır. Halbuki o kişinin doğasında o vardır ve ona göre sakıncalı değildir, sıkışıyor gibi görünse de sıkışmaz.
  • Başın tepesinin ölçüsü nasıl alınır? Başparmaklarınızı kulak deliğinize yerleştirdiğinde başınızın üst kısmına doğru orta parmaklarınızın birleştiği yer başınızın tepesidir ve o nokta noktasal olarak herkeste değişir.
  • Tabii bu duruma bilirkişiyle bakmak gerek sakatlık olmaması için.
  • “kaynakça belirtilerek paylaşılmasında sakınca yoktur”

ÇAKRALAR (2.bölüm)

ÇAKRALAR ÜZERİNE / 2.BÖLÜM

Biraz çakralarla ilgilenmiş olanlar eminim bilirler ki Hint sistemindeki yedi çakra birbirinİ dengeleyebilir derler. Çakra dengeleme için dolu öneri vardır, ben size buradan öneride bulunmayacağım sadece sistemin nasıl işlediğinde değindiğimde siz zaten kendinize en uygun olanı algılarsınız. Çakranı açıyorum, gel çakranın dengeleyelim diyenlere şüpheyle bakmanızda fayda var. Neden mi? Çünkü çürüme de iyileşme de içten gelir ve dışarıdan müdahale ile düzeltilemez. Ancak biz kendimiz düzeltebiliriz…

 

Peki en basit denge nasıl oluşur kısaca üzerinden geçmek istiyorum. Çakralar sırasıyla şunlar:

 

1.ÇAKRA – KÖK ÇAKRA – MULADARA           (1 – 7 yaş arası)                      TOPRAK

2.ÇAKRA – SAKRAL ÇAKRA – SVADHISTANA (8 – 14 yaş arası)                   SU

3.ÇAKRA – KARIN ÇAKRA – MANIPURA        (15 – 21 yaş arası)                 ATEŞ

4.ÇAKRA – KALP ÇAKRA – ANAHATA             (22 – 28 yaş arası)                 HAVA

5.ÇAKRA – BOĞAZ ÇAKRA – VISHUDDHA     (29 – 35 yaş arası)                 ETER


6.ÇAKRA – ALIN ÇAKRA – AJNA                       (36 – 42 yaş arası)                ELEMETİ YOK

7.ÇAKRA – TAÇ ÇAKRA – SAHASRARA           (43 – 49 yaş arası)                 ELEMENTİ YOK

 

Çakraların yaşlara göre değişimiyle ilgili de birçok teori vardır ama benim en çok karşıma çıkan yedi yıla bir çakranın gelişimidir. Yaşa göre gelişimi de yukarıda parantez içinde görebilirsiniz.

 

Yedi çakrayı yazarken özellikle ilk beşini ayırdım çünkü ilk beş çakranın dünya üzerinde var olan elementlere sahipler. Diğer iki çakranın elementleri yok buna birazdan yazacağım am ilk önce dengelerine bakalım.

Hint çakra sisteminde en temel denge üst ve alttaki çakranın birbirini tamamlamasıyla oluşabilir. Ortada kalan ve sevgiyi temsil eden kalp ise her çakrayı besleyebilir hatta aynı elementi hava gibi sevgi de herşeye dokunabilir. Dolayısıyla hayatta da sevgiyle yaklaşmak, hoşgörü ve anlayış içerisinde tavır almak yaşam kalitemizi artıracaktır. Bu sisteme göre birbirini tamamlayan çakralar demek ki:

  • KÖK ÇAKRA ile TAÇ ÇAKRA
  • SAKRAL ÇAKRA ile ALIN ÇAKRA
  • KARIN ÇAKRA ile BOĞA ÇAKRA

Şu yazdıklarım tamamen ezbere dayalı bilgi oldu aslında şu ana kadar. Doğru ama nasıl dengeler bu çakralar birbirini?  Bunu anlayabilmek için çakraların tavır ve davranışlarımıza nasıl yansıdığına kısaca bakmak gerek.

Çakralarla ilgili dolu denge var bu dengeler ruhsal, zihinsel, psikolojik veya fizyolojik olabilirler. Bu yüzden de buraya yazdıklarımla kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilir misiniz emin olamıyorum çünkü ilk yazımda da bahsetmiş olduğum gibi çakralar konusu dipsiz bir kuyudur.

 

Daha anlaşılır olması için temsil ettikleri özelliklere genel bir göz atalım:

 

KÖK ÇAKRA – Hayata karşı sağlam durabilmek, yaşama arzusu, hayatta kalmak, kendi varlığını koruma, güven, topraklanma, atalara güven

SAKRAL ÇAKRA –   Cinsellik, şehvaniyet, üreme, soyu korumak, yaratıcılık, yaratıcı yaşam enerjisi

KARIN ÇAKRA –  irade gücü, özgüven, benlik gelişimi, kendini kontrol etme, hisler, hassasiyet, güç, yaptırım gücü

KALP ÇAKRA –  Aşk, merhamet, insaniyet, sevgi, güvende hissetmek, açık olmak, hoşgörü, iyilik

BOĞAZ ÇAKRA –  İletişim, kelimelerin anlamlarının farkında olmak, ilham, gerçek, ruhani güç, sentez, yaratıcılık, müziğe yatkınlık

 

ALIN ÇAKRA –  Sezgi, bilgelik, bilgi, hayal gücü, imgeleme, öz-farkındalık

 

TAÇ ÇAKRA – Spiritüalizm, ruhani dünya deneyimi, Tanrı’yı anlama, aydınlanma, kendini anlama, kozmik birleşme, dindarlık, evrene bağlılık

 

Her çakranın kendine ait korkuları vardır. Örneğin kök çakra enerjisi ağır basan insan madde dünya ile ilgili kayıplar için endişelenirler. Hemen dengeleyene baktığımızda Taç Çakra olduğunu görüyoruz. Taç çakranın temsil ettiklerini önemse ki madde dünyada dengeni bul der bize. Madde dünya geçicidir o yüzden biraz kendini, evreni anlamaya odaklan ruhani yönünün ortaya çıkmasına izin ver ki denge oluşsun.

 

Tek bir örnekle dengeyi anlatmak istiyorum…

 

Kök çakra enerjisi ağır basan insan işi olsun, evi olsun, eşi, çocukları  olsun ister çünkü bu ona güven verir. Ama hangi işte çalışıyor, hangi evde oturuyor, eşi kim, çocukları nasıl, evi nasıl onun için pek de önemli olmaz o sadece böyle bir düzen içerisinde kendini güvende hissetmeyi kendine hedefler. Elementi topraktır kök çakranın ve ayaklarımızın yere sağlam basmamızı sağlar. Fazla atıp tutan insanlar için en sık kullandığımız tabirlerden biri de yüksekten uçma veya ayakların biraz yere bassındır. Ayaklar ama yere fazla basıyorsa biraz o katı halden ruhani hale geçmekte fayda vardır denge için. Fazlasıyla Taç Çakra özelliklerine kapılıp gitmek de ruhsal dengeyi bozar çünkü hiçbirimiz ruhlar aleminde yaşamıyoruz hepimiz madde dünyada yaşamımızı sürdürüyoruz.

 

Herkeste bir Alın ve Taç Çakra merakı vardır. Oysa bu bile bazı zamanlar yanlış anlaşılıyor. Biz insanoğlu olarak madde dünyada yaşayan madde varlık halini almışız. Taç ve Alın çakra bize sen artık Osho oldun, Buddha oldun, Mevlana kadar aydın bir insansın demez. Asıl şunu der:

Sen ilk önce dünyada elementi olan çakraların temsil ettikleriyle başa çık sonra yukarıya doğru bak. Fakat insanlar nedense ilkokula gitmeden üniversite okumak istiyorlar ve çakra sistemi de bundan farksızdır. Hepsinin bir zamanı vardır ve zorla oldurtulacak durumlar değildir. Zorla yapılan her durum beraberinden yapaylığı getirir ve gerçeklerden uzaktır.

 

Madde dünyayı kısaca çakralar bakışıyla toparlarsak özeti şudur; sen ilk önce hayata kök çakra ile hayata karşı topraklanma ile güvenini oluştur.  Sonra sakral çakra ile sahip olduğun yaratıcılığı açığa çıkartıp onu su gibi akışa bırak, karın çakranın elementi olan ateş gibi yanıp kül olduğun her an yaşam sevinciyle hayata tutun ve tekrar diril. Kalp çakranın temsil ettiği sevgi ve empati duygusunu dengede kullanarak kendine zarar verme ve Boğaz çakra enerjisiyle kendinle olan iletişimini bir düzene sok, kendine dürüst ol ki çevrendeki iletişim de dürüstlük üzerine kurulu olsun. Bunları yapabiliyorsan artık ikilemin ortadan kalktığı Alın çakraya ve maneviyata hazırsın. Bu çakra sana artık kadın, erkek, çocuk, havyan ayrımı yapmadan onlara bütünsel anlamda evrensel varlıklar olarak bakmana kapı açar bu da bizi aydınlanmaya götürür. Aydınlanma da çok havalı bir şey değildir. Bize der ki elementi olan beş çakranın temsil ettikleriyle yaşadığın madde dünyada başa çık ve maneviyat için de vicdanınla yaşa. Asıl denge madde ve manevi dünya arasındaki dengeyi oluşturabilerek yaşamaktan meydana gelir. Bilmişlik yaparak bilge olunmaz,  bilmişlik ile bilgelik arasında çok ince bir çizgi vardır.

 

Tabii bu çakralara bakarken de o kadar kısıtlı bakılıyor ki sadece sistem içerisinde bakıyoruz halbuki yukarıda kısaca üzerinden geçtiğim konu çakraların kendi içindeki dengesidir ve şahsın kendine ait olandır ama kişi kendini eşiyle, arkadaşlarıyla veya ailesiyle de dengeleyebilir. Kendi kök çakra enerjisi zayıf olan eş olarak güçlü kök çakra enerjisi birine denk geldiğinde de denge oluşur.

 

Ülke bazında baktığınızda kök çakrayı örnek vermeye devam etmek istiyorum. Kök çakra aynı zamanda Hint mitolojisindeki Ganesh Tanrı’sını temsil eder. Kendisi fildir ve bereketi temsil eder. Bereket ise topraktan çıkar yani kök çakranın elementinden. Bir ülkenin kalkınmasını isterseniz aynı GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün yaptığı gibi ilk ülke tarımını kalkındırırsınız. Ülkede bereketi yok etmek ve o ülkeyi zayıf düşürmek isterseniz de ilk tarımı bitirirsiniz.

 

Sevgiyle kalın, geniş açıyla bakın 😉