Herkes Yin Yoga yapsın! Neden mi? Okuyunuz…

 

Başlamadan şunu belirtmek isterim ki yogaya bütünsel bakışın şart olduğuna inanıyorum, ekollerin bile gizli ego savaşları olduğunu düşünüyorum. Herkes aslında kendine daha iyi geleni aktarmak istemiyor mu? Bunda diretme varsa kişi için tehlike unsurudur. Dolayısıyla deneyip herkes kendine uygun olanı anlayabilir. Benim için yin yoga sadece bedene kalıcı esneklik bırakan bir yoga tarzı değildir. Paulie Zink ve Paul Grilley’i bile tam anlamadan farklı ekol  olarak bakıp farklı olduklarını düşünenler ne yazık ki var…Paulie Zink pozlarda çok uzun tutmaz, uzun tutmadığı için dinlendirmeden pozdan poza geçer fakat bunun kendi tarzı olduğunu illaki bu şekilde yapılması gerekmediğini söyler. Paulie’ye göre iyi bir eğitmen olmak onu kopyalamak değildir, verilen bilgileri anlayarak tarz oluşturabilmektir. Amerika’da TV programı yapmışlığı, klinik ve üniversite gibi kurumlarda yoga ve sağlık üzerine dersler, eğitimler vermişliği vardır. Kişinin sağlığı ve zihinsel gelişimi için en önemli unsurun bedeni hissetmek olduğunu savunur. Paul Grilley ilk Paulie Zink ile çalışmaya gittiğinde bedeninin çok kapalı olduğunu ve bu yüzden pozlarda onu uzunca hareketsiz tuttuğunu söyler, aslında kişinin ihtiyaçlarına göre ders oluşturmanın önemini vurgular. Paul Grilley de kendine iyi gelen bölüm üzerine gitmiştir ve çok da şanslıyız ki böyle harika yol gösterenler var. Bu değerli eğitmenlerin fikirlerinin temeli aynıyken ayrıştırmaya çalışıyorsak daha yogaya başlamadan yogayı bitiriyoruz…

Hayatı dengede yaşayabilmek için ilk önce vücudumuzun dengesini korumamız şarttır. Hayatlar hızlıca akar biz de acelesine kapılırız. Yin yoga bu dengeyi korur ama nasıl? Sadece basit ama yetiştirmemiz gereken işler bile çoğu zaman üzerimizde baskı yaratır, baskı demek stresin artması demektir. Stresi artıran ise en başta kortizol hormonumuzdur. Bu hormon kötü müdür? Hayır, sadece vücudumuzdaki dengeyi korur bunu da bizim davranışlarımızla yönlendirmemiz mümkündür. İstemimiz dışında yaptıklarımızın sorumlusu sempatik ve parasempatik sinir sistemimizdir. Sepmatik sinir sistemi kısaca nabız artıran heyecan yaratan durumları içerirken, parasempatik sinir sistemi kısaca nabzın daha sakin olduğu durumları içerir. Aslında biri gündüz diğeri de gece hali gibidir. Dinlenip yenilendiğimiz zamanlar ve enerjinin daha yüksek olduğu zaman gecedir, yindir ve yavaşlamayı temsil eder. Her yin yoga yapıldığında kişi kendi sinir sistemi dengesini beslemiş olur, günlük stresten arınır ayrıca tüm iç organlarına ve temsil ettikleri duygulara denge getirirken akupunktur noktalarını uyarır. Sinirli girilen yin dersinden genelde çok daha sakin çıkılır. Çıkış düşüncesi Taoizme dayanan yin yogada Çin Tıbbına göre vücudumuzda Yin su elementidir, Yang ateş elementidir sağlık için vücutta bu ikisi arasında bir denge sağlanması şarttır bunu da yin yoga ile yapmak mümkündür. Vücutta sağlanan denge mutlaka yaşamın dengesini de yerine getirir bu da yaşam kalitemizi artırır.

Yoga bütünsel bakışta sağlığa çok faydalıdır. Yin Yoga durağan tarzıyla farkını ortaya koyar. Pozları çoğunlukla yerde yapılır, pozlarda grup derslerinde genelde 3-5 dakika kalınır ve hedef daha çok bağ dokularımıza odaklıdır. Fakat bu dokular kastan ayrı düşünülemez çünkü kas yapısının yüzde 30’u bağ dokudan oluşur. Dolayısıyla bedenimizde kalıcı esneklik bırakır, bedeni gevşettiği için oluşturduğu rahatlığı insan zihnen de hisseder. Kişisel gelişim adına başlanabilecek,- yaş, cinsiyet ve bedensel engel ayırmaksızın herkesin yapabileceği çok değerli, bedensel, ruhsal ve zihinsel bütünlüğü oldukça güçlü fark ettiren ve arttıran bir yoga sanatıdır. Kişiye sabrı öğretir, kentsel yaşamın getirdiği zorluklar sonucunda kaybettiğimiz hoşgörüyü tekrar hatırlamamızı sağlar. Peki kalıcı esneklik neden bu kadar önemlidir? Ölü olan kurudur, canlı olan yumuşaktır. Araba kullanan biri beden esnekliğini korumuyorsa ileri yaşlarda omurga çevirme hareketini kısıtlı yapmaya başlayacağı için geri geri araba kullanmakta bile zorlanacaktır. Başka bir örnek ise bazı yaşlı insanların ayaklarını yere sürüyerek yürüdüğünü görmüşsünüzdür. Leğen kemiği çevresindeki dokular esnekliğini kaybettiği an bacak adım atma hareketini yapamamaya başlar çünkü esnek olmayan dokular bu harekete izin vermezler. Yin Yoga her türlü zihinsel ve bedensel rahatsızlıkta iyileştiricidir ve kişinin kendi değerini ve önemini görmesini de sağlar. Kısacası denemekle kalmayıp hayatımıza dahil ederek kendimize yapabileceğimiz en sağlıklı yatırımdır

Yin Yoga kişinin var olan enerjisini dengelemede destektir. Herşey enerji olduğuna göre bu hastalık da olabilir herhangi bir duygusal patlama da olabilir. Bilindiği üzere yin durağan olandır, yang durağana kıyasen daha hareketli olandır dolayısıyla yin yang kavramları neyi neyle kıyasladığınızla değişiklik gösterecektir. Çin Tıbbında her iç organımızın bir enerjisi vardır. Örneğin karaciğerin enerjisi rüzgardır. Karaciğerin temel duygusu ise öfkedir çünkü öfke de rüzgar gibi gelip geçicidir. Pozlarda durdukça etki meridyenlere ulaşınca iç organları etkilenmeye başlarken temsil ettikleri duyguların enerjisi de dengelenmeye başlar. Peki neyin dengeye ihtiyacı olduğunu nereden bilir derseniz şunu düşünebilirsiniz: işe gitmediğiniz herhangi bir günde saati kurmadan yatarız ve sabah da uykumuzu alınca bedenimiz kendiliğinden uyanır. Aynı şey enerji için de geçerlidir,  zihnimiz anlamasa da nerenin dengelenmeye ihtiyacı varsa beden onu anlar ve onarmaya başlar. İçimize attığımız her duygu tabii ki içimizde sıkışıp kalır. İçine atma hasta olursun derler. Yin Yoga yaparken kişi kendini pozların içinde rahat bırakabiliyorsa ağlama veya gülme hissiyatı gelebilir ki bu çok normaldir. Ağlamak da gülmek de travma attırır, sadece birisi keyif diğeri de zayıflık olarak tanımlanmışıtır ki bu bence yanlıştır. Kısaca herkesin ihtiyacı olan içsel enerjimizi besler, dengeler ve daha kaliteli bir yaşam sürmemizi sağlar.

Yin yogayı daha derinden hissedebilmek için sadece bir iki kere değil yin yogayı su içmek gibi hayatımıza dahil etmemiz ve bir amaç gütmeden yapmamız gerekir. Beklenti demek blokaj demektir ve enerji akışını engelleyecektir. Hiçbir zaman bedenimizi pozu yapmak için kullanmamamız gerekir yani pozu bedenimizi hissetmek için kullanmalıyız. Bunu başardığımızda, hırslardan uzak daha derinden hissetmeye başlarız.

Hareketsizlik sabırla, sabır da hareketsizlikle gelişir. Bizim kültürümüzde de vardır ve “içine atma hasta olursun”, derler. Hareketsizlik anında içimize attığımız duygular su yüzüne çıkar onlarla yüzleşmek istemediğimizde kaçıp gitme isteği gelir. Yaşanmış travmalar ağlama ve gülme hissini doğurabilir ki travma atmanın en etkili iki yönüdür. Kalabilmek için sabırla, sabrı da nefes kontrolüyle kazanmak zor değildir sadece süreklilikle gelişen bir süreçtir, örneğin burundan alınan nefesi ağızdan vermek iyi gelirHareketsizlik sabırla, sabır da hareketsizlikle gelişir. Bizim kültürümüzde de vardır ve “içine atma hasta olursun”, derler. Hareketsizlik anında içimize attığımız duygular su yüzüne çıkar onlarla yüzleşmek istemediğimizde kaçıp gitme isteği gelir. Yaşanmış travmalar ağlama ve gülme hissini doğurabilir ki travma atmanın en etkili iki yönüdür. Kalabilmek için sabırla, sabrı da nefes kontrolüyle kazanmak zor değildir sadece süreklilikle gelişen bir süreçtir, örneğin burundan alınan nefesi ağızdan vermek iyi gelir.

 

YOGANIN YAŞI MI VAR?

Bazı kalıp düşünceleri o kadar benimsemişiz ki hiç anlamıyorum, anlamak da istemiyorum!
– Benim yaşım geçti, ben yapamam, artık olmaz, daha genç olsaydım olurdu….- bunları duymak gerçekten içimi şişiriyor! 
– Zaten bir şeyi denemeden yapıp yapamayacağına karar verebiliyorsan seni tebrik ediyorum! Büyük ihtimalle 1 saniyede 100 trilyon veri alabilen beyninde yanlış giden bir şeyler olmalı.

Kim uyduruyor böyle yalanları? 
Kimin uydurduğunu ben size hemen söyleyeyim. – Tabi ki biz, – “kendimiz!”
Bizden başka kim böyle bir şey düşünce ortaya atsın ki? Neden söylediğimiz de çok açık ortada. Yapmak istemediğimiz, özellikle de yapmaya üşendiğimiz her şeye kılıf bulmada dünya markasıyız. 
Halbuki ne demişler: “Nerde hareket, orda bereket”!

Ne yazık ki Türk insanının spor, yoga, koşma veya benzer bedensel aktiviteleri yapma alışkanlığı pek yok. Gerçi gözlemlerimden yola çıkarsam yeni neslin bu konuda daha bilinçli olduğunu söylemeden edemeyeceğim.
Yaklaşık 20 yaşındayken yakın yerler bisikletle gitme alışkanlığım vardı, yıllardır beni tanıyan insanlardan biri bana bir gün şunu dedi: ”Kocaman oldun artık bisikleti bırak da araba kullan.” 
Bu zihniyet nasıl işliyor acaba?

Ayrıca Türkiye’de spor denince akla ilk gelen ne yazık ki sadece futbol. Çok keyifli bir spor, asla olumsuz eleştirim olamaz çünkü ben de çok seviyorum ama başka spor dalları için emek harcayanları da unutmamak gerekir. Her şeyden önce de sadece maç takip etmektense bir an önce kendi enerjimizi yükseltmek adına hareket etmek bizim için faydalı olacaktır. Vücudumuzdaki enerjiyi dengelemediğimiz sürece daha sağlıksız ve miskin oluyoruz. Bize zor geldiği anda “hadi şimdi” dediğimizde kendimize en büyük hediyeyi vermiş oluyoruz aslında. Spor yapmak istemiyorsan, Yoga yapmak istemiyorsan belki de dans etmeyi denemelisin.

Kendi adıma şunu söyleyebilirim sporu çok seviyorum fakat Yogayı daha çok seviyorum. Bunun sebebiyse Yogada insanın benden ve nefes farkındalığını artırıyor, bedenimdeki gelişimi hissederek yaşıyorum. Ayrıca artan bu farkındalığı bir süre sonra hayatınıza da yaymaya başlıyorsunuz. Kendinize karşı daha saygılı ve sabırlı olmaya başlayınca çevrenizdeki insanlara merhamet dolu bakıp az da olsa önyargılardan kurtulup herkesi ve her olayı farklı değerlendirebiliyorsunuz. Yogada yaş ve hastalık derecelerinin sınırları yoktur,- herkes Yoga yapabilir ve keşke herkes Yoga yapsa. Sadece hastalıkta deneyimli eğitmenleri tercih etmek daha sağlıklı olacaktır.

Yoga, spor, dans her neyse yaptığınız veya yapmak istediğiniz her neyse onu su içmek gibi günlük hayatınıza dahil etmelisiniz. Kışın spor, yazın yan gel yat modunda olanların da bu işi kendileri için değil sadece görsellik adına yaptıklarını düşünüyorum. Kötü bir şey mi? Sanmam, hiç yapmamaktan iyidir.

Unutmamalı ki hiçbir şey zorla olmaz. Kişi bunu kendi içinden geldiği için yapmalı, mecbur hissettiği için değil.

NEDİR BU YOGA?

Git gide artan bir merakla Yoga popüler olmaya başladı. 
Peki nedir bu Yoga, – ya da ne değildir? Veya benim bakış nedir demek belki daha yerinde olur….

Kesinlikle; bağdaş kurup, el parmak uçlarını birleştirip, saatlerce sessizlik içinde ”ommmm” diyerek mutluluk taklidi yapmak değildir! Ama ne yazık ki Yoga denildiğinde birçok insanın aklına gelen ilk görüntü budur. Bir ikinci görüntü ise Recep İvedik’tir!

Yoga denildiğinde çoğumuzda akla ilk gelen düşünceyse,- acaba Yoga din midir?, sorusudur. Yoga kesinlikle bir din değildir! Yoga dini diye bir din ben duymadım! Bu, şaşı bakma şaşı kalırsın durumuna benziyor bana göre bu bakış açısı bir şeyin faydasını bilmeden önyargılarla onu reddetmekten farkı yoktur. Halbuki şaşı bakmak bile göz çevresindeki kasları çalıştırıp o bölgenin daha geç yaşlanmasına vesiledir. Fakat ne yazık ki bu ve benzer düşünce tarzları insanları Yogadan uzak tutabiliyor.

Yoga pek anlatılmaz, Yoga yapılarak deneyimlenir. Faydası kelimelere sığmayacak kadar çoktur bu yüzden kendi hayatımdan bir örnekle anlatmak isterim.

Kısaca toparlarsam…Yirmi yedi yaşından sonra kronik alerjik astım hastası olduğum ortaya çıktı, üç yıl maskeyle dolaştım, göz, burun ve astım spreyi dışında her gün en az 3-4 ilaç alıp yedi yıl boyunca da sıkıştığımda kortizon kullandım. Spora ilk 5 yaşında başladım, 27 yaşına gelince nefes yetmezliğinden spor yapamamaya başladım. 
Çok hafif bir Pilates dersini yarıda bırakıp atak geçirerek, sınıfı terk ettikten sonra, nefes alış verişlerimi düzenlemek için Yoga yapmaya karar verdim. Yoganın ne olduğunu pek bilmiyordum ve önyargılarım vardı. Henüz hiç denememiştim ama yapmadan bile sıkıcı buluyordum. 
Nefesi öğrenmek benim için en zor olan kısmıydı, amacım da sadece buydu;- nefesi öğrenmek! 
Yogada yapılan ve Sanskrit dilinde Asana denilen pozlarda nefesi senkronize etmek bambaşka bir keşifti. Lafı çok da fazla uzatmadan sonuca gelmek istiyorum. Şu an 39 yaşındayım ve son üç yıldır kortizon kullanmıyorum, neredeyse hiç atak geçirmiyorum. Yogaya başlarken amacım ataklarda nefesimi kontrol edebilmekken hiç fark etmeden iyileşmeme çok büyük katkı sağladı.

İşimi gücümü bıraktım, kendimi Yogaya adadım, bana bu kadar iyi gelen bir çalışmayı ve deneyimlerimi paylaşmak istedim. Yaklaşık 8 yıldır ders vermekteyim ve gözlemlediğim şu; Yoga yapmak isteyen insanlar Yoga merkezine ya zihinsel ya da bedensel bir rahatsızlıkla geliyorlar. Bedensel rahatsızlık hakkında konuşmak kişiler için çok rahat, bu fıtık, menüsküs gibi birçok şey olabilir…Oysa zihinsel rahatsızlıklar hakkında konuşmak çoğu zaman kolay olmuyor. Bildiğim tek şey her iki durumda da Yoganın etkisinin yapıcı olmasıdır.

Bana göre Yoga, kendi geleceğimize, bedenimize, ruh ve zihin sağlığımıza yapabileceğimiz en değerli yatırımdır, ayrıca başlamak için hiçbir zaman geç değildir!