ÇAKRALAR (2.bölüm)

ÇAKRALAR ÜZERİNE / 2.BÖLÜM

Biraz çakralarla ilgilenmiş olanlar eminim bilirler ki Hint sistemindeki yedi çakra birbirinİ dengeleyebilir derler. Çakra dengeleme için dolu öneri vardır, ben size buradan öneride bulunmayacağım sadece sistemin nasıl işlediğinde değindiğimde siz zaten kendinize en uygun olanı algılarsınız. Çakranı açıyorum, gel çakranın dengeleyelim diyenlere şüpheyle bakmanızda fayda var. Neden mi? Çünkü çürüme de iyileşme de içten gelir ve dışarıdan müdahale ile düzeltilemez. Ancak biz kendimiz düzeltebiliriz…

 

Peki en basit denge nasıl oluşur kısaca üzerinden geçmek istiyorum. Çakralar sırasıyla şunlar:

 

1.ÇAKRA – KÖK ÇAKRA – MULADARA           (1 – 7 yaş arası)                      TOPRAK

2.ÇAKRA – SAKRAL ÇAKRA – SVADHISTANA (8 – 14 yaş arası)                   SU

3.ÇAKRA – KARIN ÇAKRA – MANIPURA        (15 – 21 yaş arası)                 ATEŞ

4.ÇAKRA – KALP ÇAKRA – ANAHATA             (22 – 28 yaş arası)                 HAVA

5.ÇAKRA – BOĞAZ ÇAKRA – VISHUDDHA     (29 – 35 yaş arası)                 ETER


6.ÇAKRA – ALIN ÇAKRA – AJNA                       (36 – 42 yaş arası)                ELEMETİ YOK

7.ÇAKRA – TAÇ ÇAKRA – SAHASRARA           (43 – 49 yaş arası)                 ELEMENTİ YOK

 

Çakraların yaşlara göre değişimiyle ilgili de birçok teori vardır ama benim en çok karşıma çıkan yedi yıla bir çakranın gelişimidir. Yaşa göre gelişimi de yukarıda parantez içinde görebilirsiniz.

 

Yedi çakrayı yazarken özellikle ilk beşini ayırdım çünkü ilk beş çakranın dünya üzerinde var olan elementlere sahipler. Diğer iki çakranın elementleri yok buna birazdan yazacağım am ilk önce dengelerine bakalım.

Hint çakra sisteminde en temel denge üst ve alttaki çakranın birbirini tamamlamasıyla oluşabilir. Ortada kalan ve sevgiyi temsil eden kalp ise her çakrayı besleyebilir hatta aynı elementi hava gibi sevgi de herşeye dokunabilir. Dolayısıyla hayatta da sevgiyle yaklaşmak, hoşgörü ve anlayış içerisinde tavır almak yaşam kalitemizi artıracaktır. Bu sisteme göre birbirini tamamlayan çakralar demek ki:

  • KÖK ÇAKRA ile TAÇ ÇAKRA
  • SAKRAL ÇAKRA ile ALIN ÇAKRA
  • KARIN ÇAKRA ile BOĞA ÇAKRA

Şu yazdıklarım tamamen ezbere dayalı bilgi oldu aslında şu ana kadar. Doğru ama nasıl dengeler bu çakralar birbirini?  Bunu anlayabilmek için çakraların tavır ve davranışlarımıza nasıl yansıdığına kısaca bakmak gerek.

Çakralarla ilgili dolu denge var bu dengeler ruhsal, zihinsel, psikolojik veya fizyolojik olabilirler. Bu yüzden de buraya yazdıklarımla kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilir misiniz emin olamıyorum çünkü ilk yazımda da bahsetmiş olduğum gibi çakralar konusu dipsiz bir kuyudur.

 

Daha anlaşılır olması için temsil ettikleri özelliklere genel bir göz atalım:

 

KÖK ÇAKRA – Hayata karşı sağlam durabilmek, yaşama arzusu, hayatta kalmak, kendi varlığını koruma, güven, topraklanma, atalara güven

SAKRAL ÇAKRA –   Cinsellik, şehvaniyet, üreme, soyu korumak, yaratıcılık, yaratıcı yaşam enerjisi

KARIN ÇAKRA –  irade gücü, özgüven, benlik gelişimi, kendini kontrol etme, hisler, hassasiyet, güç, yaptırım gücü

KALP ÇAKRA –  Aşk, merhamet, insaniyet, sevgi, güvende hissetmek, açık olmak, hoşgörü, iyilik

BOĞAZ ÇAKRA –  İletişim, kelimelerin anlamlarının farkında olmak, ilham, gerçek, ruhani güç, sentez, yaratıcılık, müziğe yatkınlık

 

ALIN ÇAKRA –  Sezgi, bilgelik, bilgi, hayal gücü, imgeleme, öz-farkındalık

 

TAÇ ÇAKRA – Spiritüalizm, ruhani dünya deneyimi, Tanrı’yı anlama, aydınlanma, kendini anlama, kozmik birleşme, dindarlık, evrene bağlılık

 

Her çakranın kendine ait korkuları vardır. Örneğin kök çakra enerjisi ağır basan insan madde dünya ile ilgili kayıplar için endişelenirler. Hemen dengeleyene baktığımızda Taç Çakra olduğunu görüyoruz. Taç çakranın temsil ettiklerini önemse ki madde dünyada dengeni bul der bize. Madde dünya geçicidir o yüzden biraz kendini, evreni anlamaya odaklan ruhani yönünün ortaya çıkmasına izin ver ki denge oluşsun.

 

Tek bir örnekle dengeyi anlatmak istiyorum…

 

Kök çakra enerjisi ağır basan insan işi olsun, evi olsun, eşi, çocukları  olsun ister çünkü bu ona güven verir. Ama hangi işte çalışıyor, hangi evde oturuyor, eşi kim, çocukları nasıl, evi nasıl onun için pek de önemli olmaz o sadece böyle bir düzen içerisinde kendini güvende hissetmeyi kendine hedefler. Elementi topraktır kök çakranın ve ayaklarımızın yere sağlam basmamızı sağlar. Fazla atıp tutan insanlar için en sık kullandığımız tabirlerden biri de yüksekten uçma veya ayakların biraz yere bassındır. Ayaklar ama yere fazla basıyorsa biraz o katı halden ruhani hale geçmekte fayda vardır denge için. Fazlasıyla Taç Çakra özelliklerine kapılıp gitmek de ruhsal dengeyi bozar çünkü hiçbirimiz ruhlar aleminde yaşamıyoruz hepimiz madde dünyada yaşamımızı sürdürüyoruz.

 

Herkeste bir Alın ve Taç Çakra merakı vardır. Oysa bu bile bazı zamanlar yanlış anlaşılıyor. Biz insanoğlu olarak madde dünyada yaşayan madde varlık halini almışız. Taç ve Alın çakra bize sen artık Osho oldun, Buddha oldun, Mevlana kadar aydın bir insansın demez. Asıl şunu der:

Sen ilk önce dünyada elementi olan çakraların temsil ettikleriyle başa çık sonra yukarıya doğru bak. Fakat insanlar nedense ilkokula gitmeden üniversite okumak istiyorlar ve çakra sistemi de bundan farksızdır. Hepsinin bir zamanı vardır ve zorla oldurtulacak durumlar değildir. Zorla yapılan her durum beraberinden yapaylığı getirir ve gerçeklerden uzaktır.

 

Madde dünyayı kısaca çakralar bakışıyla toparlarsak özeti şudur; sen ilk önce hayata kök çakra ile hayata karşı topraklanma ile güvenini oluştur.  Sonra sakral çakra ile sahip olduğun yaratıcılığı açığa çıkartıp onu su gibi akışa bırak, karın çakranın elementi olan ateş gibi yanıp kül olduğun her an yaşam sevinciyle hayata tutun ve tekrar diril. Kalp çakranın temsil ettiği sevgi ve empati duygusunu dengede kullanarak kendine zarar verme ve Boğaz çakra enerjisiyle kendinle olan iletişimini bir düzene sok, kendine dürüst ol ki çevrendeki iletişim de dürüstlük üzerine kurulu olsun. Bunları yapabiliyorsan artık ikilemin ortadan kalktığı Alın çakraya ve maneviyata hazırsın. Bu çakra sana artık kadın, erkek, çocuk, havyan ayrımı yapmadan onlara bütünsel anlamda evrensel varlıklar olarak bakmana kapı açar bu da bizi aydınlanmaya götürür. Aydınlanma da çok havalı bir şey değildir. Bize der ki elementi olan beş çakranın temsil ettikleriyle yaşadığın madde dünyada başa çık ve maneviyat için de vicdanınla yaşa. Asıl denge madde ve manevi dünya arasındaki dengeyi oluşturabilerek yaşamaktan meydana gelir. Bilmişlik yaparak bilge olunmaz,  bilmişlik ile bilgelik arasında çok ince bir çizgi vardır.

 

Tabii bu çakralara bakarken de o kadar kısıtlı bakılıyor ki sadece sistem içerisinde bakıyoruz halbuki yukarıda kısaca üzerinden geçtiğim konu çakraların kendi içindeki dengesidir ve şahsın kendine ait olandır ama kişi kendini eşiyle, arkadaşlarıyla veya ailesiyle de dengeleyebilir. Kendi kök çakra enerjisi zayıf olan eş olarak güçlü kök çakra enerjisi birine denk geldiğinde de denge oluşur.

 

Ülke bazında baktığınızda kök çakrayı örnek vermeye devam etmek istiyorum. Kök çakra aynı zamanda Hint mitolojisindeki Ganesh Tanrı’sını temsil eder. Kendisi fildir ve bereketi temsil eder. Bereket ise topraktan çıkar yani kök çakranın elementinden. Bir ülkenin kalkınmasını isterseniz aynı GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün yaptığı gibi ilk ülke tarımını kalkındırırsınız. Ülkede bereketi yok etmek ve o ülkeyi zayıf düşürmek isterseniz de ilk tarımı bitirirsiniz.

 

Sevgiyle kalın, geniş açıyla bakın 😉

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇAKRALAR (1.bölüm)

ÇAKRALAR ÜZERİNE  / 1.BÖLÜM

 

Çakralar konusu gerçekten dipsiz bir kuyu gibidir. Bir haftadır ne yazsam diye düşündükçe ilk önce enerji sistemini basitçe bir anlamak gerektiğine karar verdim ve yazıyı bölüm bölüm yayınlayacağım.

İlerleyen zamanlarda çakralara teker teker bakış, sebep oldukları ruhsal durumlar nelerdir, psikolojik etkileri nedir,  hangi fizyolojik rahatsızlıktan hangi çakra sorumludur, daha sağlıklı olmak için neler yapılabileceğine değiniyor olacağım. Yazı kaç bölüm olacak henüz ben de bilmiyorum ama çakram açık mı kapalı mı diye merak ediyorsanız şunu baştan bilin. Çakra musluk değildir dolayısıyla açıp kapanmaz. Çakraların enerji akışındaki hız değiştikçe tepkiler de değişir.

Çakra nedir sorusunun en temel cevabı belki kelime anlamına en yakın olan ışıktan tekerlektir desek yanlış olmaz. Enerji kanalları olarak bilinir ve dünyada kabul gören temel ve yedi ana çakrası olan Hint çakra sistemidir. Aslında Maya’lar, Enka’lar ve geçmişe ait birçok medeniyette çakra inanışı mevcuttur sadece tanımlama şekli, çakra sayıları farklıdır.

İnsanoğlu aslında içgüdülerinden çok zihnin kontrolü altındadır. Halbuki kalbimiz beynimizden beş bin kat daha fazla manyetizma yayar dolayısıyla hislerimiz bizi yanıltmaz ama düşüncelerimizi şekillendiren zihin yanıltabilir.  Neyi daha fazla düşünürsek zihin onu alışkanlık haline getirerek doğru kabul eder ve genel olarak da onu göz önünde bulundurarak yaşamımızı sürdürmeyi daha doğru buluruz. Alışkanlık haline gelen normal olan olur, nadiren karşılaştığımız başa çıkılması daha zor ve sıkıntılı durum haline gelir.

Çoğu zaman zihnin ürettiği sınırsız düşünceler unutuldu sanıyoruz ama aslında onlar unutulmuyor. Unutuldu sanılan düşünce ve istekler zihnin derin tabakasına yerleşip burada birikirler aslında bunlara çöplük de diyebiliriz. Bu psişik oluşumların altında zihnin temel eğilimleri yatar. Bu eğilimlerin oluşumu da, yani bu tepkiler de birikmiş reaksiyonlara bağlıdır.

İnsanoğlunu biyolojik bir makine olarak kabul edelim. Bu makineyi biliyoruz ki salgı bezleri kontrol ediyor. Bu kontrolü kişi kendi ele alırsa bedenen ve zihnen becerilerini geliştirmek için adım atmış olur. Kontrol altında almayı başarıyorsak biyolojik değişim gerçekleşecektir, biyolojik değişimle birlikte kişi psikolojik yönden etkilenecektir, böylece kişinin verdiği tepkiler ve duygusal yansımalar da değişecektir. Bedenimizde her şey bir ağ gibi birbirine bağlıdır, bütünün parçalarıdır, dolayısıyla biyolojik değişim sinir hücrelerinin ve sinir ağının değişimidir. Tüm bu salgı bezleri kontrol altına alındığında çakralarda akan enerjiyi yönetebilme gerçekleşir.  Peki bu çakraların salgı bezleri üzerinde etkileşimi nasıl gerçekleşir? Çakraların titreşimleri salgı bezlerini de titreşime sokarak onları faaliyete geçirerek hormon salgılamalarına vesile olur.

Çakralar bedendeki enerji sisteminin çekirdeğini oluşturur. Çakralarla birlikte anılan bir de Nadi’ler vardır? Nedir peki bu Nadiler? çakralardır. Hint Yoga sisteminde en çok duyduğumuz kavramlardan biri de Prana’dır ve genelde yaşam enerjisi olarak çevrilir. Prana ise bedenimizde karmaşık olarak değil belirli ince kanallardan akar, bu kanallara ise Nadi adı verilir. Nadiler bütün bedene yayılırlar. “Nad” kelimesinin anlamı ise akmaktır. Yoga geleneği 72.000 Nadinin olduğunu söylerken bazı yerlerde 350.000 Nadi olduğunu doğrular.   

Nadilerin oluşturduğu ince ağ bütün bedeni kaplar. Her Çakradan binlerce Nadi ışın olarak dışarıya yansır. Nadiler yaşam enerjisini bütün bedene dağıtır. Enerji kanalları nadilerdir, nadileri kontrol eden ise çakralardır.

Birçok Yoga çeşidinin amacı bu enerji nehrinden oluşan Nadileri harekete geçirmektir. Yapılan uygulamalar Nadilerdeki blokajları ortadan kaldırabilir. Her çakradan binlerce Nadi çıktığı için Çakra enerjisinin Nadilerdeki blokajları da ortadan kaldırması için fayda sağlar.

Bedenimizde 3 tane ana Nadi kanalı vardır ve bu kanallar omurgayla birlikte yukarıya doğru uzanırken omurga üzerinde farklı noktalarda kesişirler. Sinirlerin yoğunlaştığı bu noktalar çakralardır. Bu 3 ana Nadi Susumna, İda ve Pinagala’dır. Susumna omuriliğin ortasından geçer. İda ve Pingala omuriliğin iki tarafından geçer ve sempatik sinir sistemine karşılık gelir ve her iki burun deliğinde sona erer.  İda sol burun deliğinde Pingala ise sağ burun deliğinde son bulur.  İda, Pingala ve Sushumna’daki enerji akışı engelsizse ancak çakralar serbest kalırlar.

Çakra çizimleri lotus çiçeğiyle sembolize edilir. Her lotus çiçeğinin farklı sayıda taç yaprağı vardır.  Her çakranın karşılığında ise salgı bezleri vardır. Nefes ile bilinçli yapılan hareketler çakra enerji kanalları üzerinde akışı dengelemeye başlar, karşılığında salgı bezleri olduğundan dolayı bedenin fizyolojik olarak sağlıklı çalışmasını da kesinlikle destekler. Yoganın hangi türünü yaparsak yapalım, düzenli olarak Yoga duruşlarını (asana) yapmak çakraları etkiler. Böylece çakralara bağlı olan eğilimler de kontrol edilir bir hal alır. Peki nedir bu çakraların eğilimleri diyeceksiniz. Bunlardan bahsedeceğim ama yazı yeterince uzadı artık bu konu ikinci bölüme kaldı J

 

 

 

YOGADA HİZA VAR MI YOK MU?

Yoga yapan ve öğreten insanların belki de kafasını en çok karıştıran konulardan biri hiza konusu. Elim doğru yerde mi? Ayağım nerede durmalı? Fotoğraf çektirsem mi acaba iyi durdu mu? :)) …ve bunun gibi daha dolu soru yoga yaparken kafamızı karıştırıyorsa aslında yoga yapmıyoruz çünkü bu, yaptığımız işe içsel olarak odaklanmadığımızı gösterir ama odaklanabilmek için de geçmemiz gereken yollar oluyor bu süreç de onlardan biri olamaz mı? Olur tabii en nihayetinde hepimiz insanız.

Hiza denilince mükemmel duruş akla geliyor, bu nedir? Tabii ki dergilere kapak olan insanlardır. Bakıp bakıp öyle olmak istemiyor muyuz? Veya yogayı sadece öyle esnek ve estetik görünmek için yapanlar yok mu sizce? Mutlaka vardır ama bence yine de hiç yoga yapmamaktan iyidir. Ve dönüp dolaşıp karşımıza çıkan en temel ifadelerden biri mükemmel olmaktır! Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi kelimelere biz anlam yüklüyoruz dolayısıyla her zaman gerçeği yansıtmazlar.

Spiritüel denildiğinde genelde bir dayanak olmadan körü körüne inanmak kolay oluyor fakat yogayla ilgilenmeye başladığımdan bu yana aslında yogada da her bilginin fizyolojik olarak açıklanabileceğini gördüm. Anlamadan inanmayı tehlikeli bulanlardanım hatta bana zihin tembelliği gibi geliyor. Şunu unutmayın!!! Her zaman kendinize inanın ve araştırın. Herkesin konular hakkında fikirleri oluyor, benim de olduğu gibi fakat aklınıza yatıp yatmadığını düşünüp anlamaya çalışın ve öyle inanacağınız şeye inanın. Benim söylediğim aklına yatmayacaksa aç oku araştırma yap ve belki de fikrin değişecek ama belki de benimkini değiştireceksin.

Hizayı daha iyi anlayabilmek için ilk bakmamız gereken bence bizim nasıl çalıştığımız. Aslında hepimiz atomuz. Atom dönerek molekül halini alıyor moleküller hücre halini alıyor hücreler birleşip dokuları oluşturuyor sonra organlar, organizmayı ve insan halini alıyoruz. Demek ki enerji denilen şey hareket halinde bu hareketi ayakta tutabilmek için bizim de dışardan enerjiye ihtiyacımız oluyor. En temel enerjimiz karışlayan ise besin ve oksijendir. İçimizdeki hareketi muhafaza edebilmek için bize iyi gelenle beslenmemiz gerekiyor, sadece mide için geçerli değil bu zihni ve ruhu da beslemekle ilgilidir. Her büyüme içten dışa doğru olur dolayısıyla ilk en temel gerçeğimizi beslemekle başlamaz mı?

Yogada yapmak istediğimiz bedendeki enerjiyi iyi kullanıp kendimizi her açıdan beslemek değil mi? Ki beslendiğimizde bakış açılarımız da genişliyor ve dar görüşlülükten uzaklaşıyoruz. Bedenimizle yapabildiklerimizi görünce bunu yaşadığımız hayata taşıyabileceğimizi görüp daha cesur olmamızı sağlıyor. İlk etapta bizi “ Ben yapamam” fikrinden çok güzel uzaklaştırabilen bir araç.

Gelelim pozlara…bir hoca nereden rahatsan orada kal diyor olabilir sana, biri de sana detay vererek pozun sayesinde çıkan enerjiyi daha fazla hissetmeni sağlayacak şekilde yönlendiriyor olabilir. Bunu yapabilmek için bedeni, anatomiyi ve fizyolojiyi ezbere değil anlayarak kavramış olmak temel kuraldır bana göre. Şunu hatırlatmakta fayda vardır, herkes kendi doğru bildiğini yapar ve kendi doğrusunu aktarır. Benim doğrum nedir peki? Toparlamak istiyorum:

Bir Yoga pozunu yaparken bence duruştaki kişiye özel hiza önemlidir. Pozlarda patates çuvalı gibi kendini bırakırsan 10 yıl da yoga yapsan baş duruşu yapman zor olabilir. Tabii ki amaç o değildir fakat yaptıkça zaten kendiliğinden olması gerekir, olmuyorsa hizanda, tekniğinde ve yapma şeklinde bir sorun var demektir, gücünü kullanmıyorsan alışkın olduğun yerde kalıp armut piş ağzıma düşü bekliyor olabilirsin. Ama yogayı rahatlamak ve yaşam kalitemizi yükseltmek için yapıyorsak da beraberinde getirdiği sorumluğu alarak yapmamız gerekiyor. Yogaya ayırdığımız bir zaman var, o zamanı çarçur da edebiliriz. Bedenimize saygı duyarak da ilerleyebiliriz. İki saat mat üzerinde yoga yapmaktansa bir güneşe selamı maksimum beden, nefes ve odaklanma gücüyle yaptığımızda çok daha faydalı olur.

Hiza derken kastım ne?
Süpürge hortumu hayal edin, ortasından bükülmüş olduğunu hayal edin. Bu şekilde süpürge çalıştığında sizce dışardan tozları içine rahat alabilecek mi hortumun bükülü yerine geldiğinde? Veya araba yıkarken bahçe hortumu olduğunu düşleyin ve bükük bölgesinde suyu ne kadar geçirip geçirmeyeceğini bir düşünün. Bizim bedenimizdeki sistem bundan pek de farklı değildir.
Oksijeni bol olan bir yerde yoga yaptığını düşle, omuzlar çökük, karın sıkıştırılmış, ayaklar dışa basıyor. Böyle bir dağ duruşunda en bol oksijenli yerde olsan dahi içine çektiğin enerji bedenini besler mi? Sadece kısmi besler bu yüzden hiza önemlidir. Rahatsa omuzlar öyle kalsın diyorsan ona yoga değil başka bir isim vermen lazım. Kısalan kas pasif duruşlarda nasıl oksijeni alsın ve hücre yenilesin?
Dolayısıyla nefesi hareketle birlikte verimli kullanmadan istediğimiz sonucu elde etmek zorlaşır. Daha karmaşık olan ise farklı beden yapılarımızdır. Herkes birbirine benzese bile birbirimizden farklıyız. Hepimizin aynı bölgelerde kemikleri var, birbirine benzese bile uzunlukları ve şekilleri küçük de olsa farklılık gösterdiği anda hareketi yaparken dergi kapağındaki kişi kadar güzel ve estetik görünmememizi sağlayacaktır.

Poz örneği istiyorum derseniz tekerlek pozunda bu belirgin oluyor bazı kişilerde. Tekerlek dediğim poz aslında köprü olarak anılıyor. Derin bir arkaya eğilmedir. Omuz eklemi ve bel hareketi yaptıran en temel bölgelerdir. Hareketi yaptıran daima kısalan kaslardır. Hissettiğimiz yer ise o kasların işini yapması sonucu esneyen yerlerimizdir.
Kemik farklılıklarına eklem dönüş açıları çerçevesinde bakmak gerek. Her eklemin bir dönüş kapasitesi vardır. Bazen kas ve doku çok esnek olmadığı için hareketi kişi elde etmek istediği görüntüde yapamayabilir bazen de kemik kemiğe çarptığı için yapamayabilir. İşte hiza burada önem kazanırken görüntü olarak önemini yitirir.
Ben kolumu düz bir şekilde yukarıya kaldırarak geriye attığımda (ekstansyon harketi) omuzum sıkışıyorsa belki de kemik kemiğe çarpıyordur, acı hissettiğim an kolu kulağımdan uzaklaştırıp bedenimden de daha uzak tutarak geriye aldığımda daha fazla mesafe gider çünkü kemik kemiğe çarpmayacaktır. Bende çok harika görünmese de hareketi yine yapmış ve pozun faydalarını almış olacağım.
Yaptıkça kemik kemiğe çarptığı için pozun görüntüsü değişmeyecek mi? Hayır değişecek! Çünkü hareketi destekleyen başka eklem, kas ve dokular esnemeye başladıkça hareketin duruşu da mükemmel olarak adlandırdığımız noktaya ulaşacak fakat bu hareketi yaptıran en temel omuz eklemi illaki değişecek anlamına gelmez. Gövdenin, kalçanın ve bacakların ön kısmı çok daha esner, omuzlar aynı kalır ama o esneklik çok arttığında omuzların estetik olmayan o görüntüsünü diğer uzuvlar esneyerek kapatır. Kemik kemiğe çarpmaya devam eder ama görüntü değişir.

Peki hizanın önemi nerede şimdi o kadar yazdın ama kafam karıştı dersen sana cevabım şu;

Kemik kemiğe çarpması halinde kolu geriye atmak için kendini zorlarsan orayı bir süre sonra sakatlarsın. Rahat bırak denilmesi bence pozda rahat ettiğin yerde kal demek ama bunu açıklamayınca kişi çok iyi anlamayabilir. Rahat bırak demek kendini koyuver demek değil. Örneğin yıllardır dağ pozunu yapan kişi sahip olduğu kas gücünü maksimumda kullanmadan yapıyorsa hobi olarak yapmaya devam etmesinde bir sakınca yok ama yoganın faydasını ne kadar alır? Otobüs durağında bekler gibi beklersek dağ pozunda tabii ki baş duruşu yapmak mümkün olmaz 10 yıl sonra da.

Pozların insanlarda birbirinden farklı durması ile kişinin hizada durması iki ayrı konudur.
Örnek;
İçe basan birini düşünün, bu kişi birinci savaşçı yaparken önde kalan sol bacak kalçadan içe kıvrılacağından diz içe doğru düşecektir. Hoca rahatsan kal diyorsa öğrencinin sakatlanmasına çanak tutacaktır. Yogada belki görmediğimiz bir şekilde kişiyi hizaya soktuğumuzda onun sağlığı, gelişimi ve dolaşımı için çok daha faydalı olacaktır.
Peki bu durumda ne yapmak gerekir? Uyluğun iç tarafındaki kaslar kısa kaldığından dizi içe çeker, dışa döndürmeye çalışınca da ayak tabanı yerden kalkar. Bu yüzden de dizi korumak ve kısalan kasların esnemesini desteklemek için bacağı kalça ekleminden sola doğru dış rotasyona almak gerekir. Aslında sol ayak sola çevrilir gibi olur ama hareket ağırlıklı kalçadan gelir.
Burada da yoga hizası bozuldu deriz ama kendi sağlığına göre hiza alması önemlidir! Ezber hizada faydadan çok zararla karşılaşabiliriz.

Şunu her zaman hatırlayın. Yaptığımız hareket her ne ise bizi sakatlamıyorsa, bir yerimiz burkulmuyor veya kırılmıyorsa o harekete yanlış demek yanlış olur çünkü bedenimizin yaptırdığı bir harekettir. Kas, eklem, dolaşım, sinir sistemi, doku…hepsi bir arada bunu yaparken yara almıyorlarsa sorun yok ancak kafamıza yerleştirilen doğru ile çakışabilir.

Yogayı çok fazla spritüel bir kılıfa soktuğumuzda da kendi gerçeğimizden uzaklaşmaya başlıyoruz fakat hayatta en önemli şey dengedir. O bacaklar muhallebi gibi duruyorsa sana, bedenine iyi gelmesi ne kadar mümkün bilmiyorum. Psikolojik olarak iyi geliyor olabilir ama bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak bizi ne kadar ilerletir? Demin bahsettiğim enerjiyi aklınıza getirin, sıkışsan yere hava, su göndermek kısıtlı olur. Genel duruşumuzda kalçamız fazla içe dönük diye içe basarak duruyorsak dağ pozunda ancak bir süre sonra dizlerimizde ce kalçada ağrılarımız başlar. İşte bu yüzden hiza önemlidir ve her bedene göre de hiza değişir. Kas ve dokuların nerede daha uzun ve nerede daha kısa olduğuna bakarak dengeyi bulmak gerek. Spritüel sağlığımız için yaptığımız yogada fizyolojik gerçekleri göremezsek bize zarar vermeye başlar. Yoga yaparken sakatlanan dolu insan var çünkü yogayı da bilinçli yaptıkça bizi geliştiriyor.

Kendimden de bir örnek vermek istiyorum. Beni biraz tanıyanlar astım olduğumu bilirler. Bedenimde de en az esnek yerlerim akciğerlerimi çevreleyen kaslardır. Omuz, kol ve göğüs kafesimin ön kısmı. Neden mi? Oradaki kaslar kısa kaldığında hem akciğerimi sarmalayan zar doku kendini kısalır hem de üzerindeki kaslar kısalır ve oksijeni verimli kullanamadığı için solumum ve dolaşımımı etkiler. Dolayısıyla o bölgeleri kendi hizama göre, canımı acıtmadan ama maksimum güçte ve nefes eşliğinde kullanarak geliştirmem gerek. İçimizdeki sistem de yogadaki gibi bir bütün ve etkileşim ile çalışıyor. Buruşuk olan çarşafı ütülemediğimizde onun kendiliğinden durduğu yerde açılması mümkün olmaz yani otobüs beklemek gibi.

Bir eğitmenin paylaştıklarından etkileniyorsanız arkasındaki bilgiyi mutlaka teyit edin. Besinlerde olduğu gibi bedenlerde de çok fark yoktur ve herkese iyi gelen farklıdır. Her yıl başka hoca ile çalışıp sürekli fikir değiştiriyorsanız bu aslında yogaya yüzeysel baktığınızı ve anlamaya çalışmadan yapmayı tercih ettiğinizi gösterir. Her zaman birine inanmak daha kolaydır ve ne yazık ki “koyun-çoban” meselesi insanların iş yaptığı her alanda kendini gösterir.

Belki kafanız daha çok karıştı belki de hiza ile ilgili fikriniz değişti. Anlamadığınız noktaları yorumlayın, soru sorun bildiklerimi paylaşmayı borç bilirim.